Üniversite yaşamında Eskişehir’e yaptığım tren yolculuklarında Sapanca’ya ve Maşukiyeye mutlaka gitmeliyim derdim. Öğrenciyken bir  türlü fırsat olmamıştı, geçenlerde bu gezi isteğime Sapanca ile başladım. Tren yolculuğu tabi ki çok keyifli ama o tarafa keyifli bir gezi için mutlaka özel bir araçla gitmek gerekiyor. Gitmek için kendimize çok yoğun bir haftayı belirlemiştik, o yüzden gitmeden önce pek bir araştırma fırsatımız olmadı.

Gelelim gezimize; dediğim gibi biz tren ile gittik. Yol boyunca manzarayı izlemeye doyamadık. İstanbul‘da yeşil görmeye hasret olduğumuz için her dere her ağaç bize nasıl güzel görünüyor. Sapanca’ya  giderken  Sapanca’nın bir beldesi olan Kırkpınar’dan geçiyorsunuz ve bence gidilmesi gereken yer burası. Biz Sapanca’dan buraya bir araç olur diye düşünmüştük, ama ne yazık ki yokmuş. :( Trenden indikten sonra çarşıya doğru yürüdük ve bir yemek yiyelim dedik, ama çarşının içinde yemek yenecek çok da iyi yerler yoktu. Çarşıyı 3 kere turladıktan sonra  öğretmen evinde bir çorba içtik. Benim hayaller burada biraz parçalandı. İner inmez göl kıyısında ya da küçük şirin bir yerde bir şeyler yemeyi hayal etmiştim. Karnımız doyunca koyulduk yola ve otelimize doğru yürümeye başladık.

Otel umduğumuzdan iyiydi, sitesine mutlaka daha iyi fotoğraflar koymalı. Zaten yemek, kahvaltı gibi şeyler yoktu, o yüzden otele dair bek bir yorumum yok. Dinlendikten sonra çıkıp göl kenarına gidip fotoğraf  çekelim ve güzel bir yerde yemek yiyelim dedik. Kış olduğu için sanırım, göl kenarında birçok mekan kapalıydı.Elimizde olan yerlerden de karar vermek de epey zorlandık. Sapanca’da mutlaka kiremitte alabalık yenmeli diye duymuştuk, ee balıkla da rakı iyi giderdi de içkili mekan bir veya iki taneydi.  Çok da içimize sinmese de en sonunda girdik bir mekana Gülizar Bahçeydi adı. Mekan bir cafe olarak kötü değildi ama kış olduğu için biraz tenhaydı ve bizim planladığımız bir mekan değildi. Balıkları söyledik; kiremitte alabalık neyse ki iyiydi. Akşamımız gölün güzel görüntüsüyle kötü geçmemiş oldu. Otele geçmek için taksiye binelim dedik, burada taksiler tüm kısa mesafelere 7 liraya gidiyormuş. Ertesi gün. Kahvaltımızı  göl kıyısında ki küçük bir yerde yaptık. Odun sobasında ekmeklerimizi kızartıp afiyetle yedikten sonra İstanbul’un kargaşasına dönmek için yola koyulduk.

 

 

Sapanca gezisinden çıkardığım sonuçlar;  arabayla gidilip Kırkpınar’a uğranmalı, orada alabalık yenmeli, Sapanca da konaklanmalı. Bu gezi bizim için ön araştrıma gibi oldu biraz, neyse ki insanın yanında sevdiği kişi, güzel göl manzarası ve bir de fotoğraf makinası olunca keyif alınmıyor değil.

Gününüz lezzetli olsun.